PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK
DÖRTMEVSİM ANAOKULU’NDA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK SERVİSİ
Uzmanlığını 0 - 12 yaş
üzerine yapmış tecrübesi olan alanında kendini geliştiren uzman
psikologumuzla yıl boyunca çalışmaktayız.
Yıl boyunca 4 kez çocuk
eğitimi üzerine velilerimize eğitici seminerler hazırlanır.
Çocukların aileleriyle ayda
bir veli toplantısı ve onlarla ilgili bilgi alışverişi yapılır.
Her hafta her yaş
grubundaki çocuklarla drama oyunları oynanıp çocuklar tanınmaya
çalışılır.
Her hafta öğretmenlerin
çocuklarla ilgili tuttukları gözlemleri incelenir.
İsteyen ailelerle özel
görüşmeler yapılır.
ANAOKULUNUN
ÖNEMİ VE ÇOCUĞA KAZANDIRDIKLARI
Çocuğun oyun gereksinimini en
iyi karşılayan toplumsal kurum, “anaokulları” dır. 3-6 yaş
çocuklarının eğitimini gerçekleştiren anaokulunu, annenin yokluğunu
giderecek bir kurum olarak değil de, annenin tek başına çocuğun
üzerindeki ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan ve bu rolü
yaygınlaştıran bir kurum olarak değerlendirmek gerekir.
Anaokulu, ilkokula hazırlık olmaktan çok, ailenin
dışına atılan ilk adım olarak düşünülmelidir. İlk 3 yıl içinde
çocuk, model olarak aldığı anne ve babasından alabileceğini alır ve
kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde belirli bir psiko-sosyal
olgunluğa varır. Ancak bu gelişim sınırlıdır.
Froebel’ in deyişiyle : “ anaokulunun amacı, öğrenmeye
ilgi uyandırmaktır.” Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun
içinde var olan yeteneklerin serpilip gelişmesine yardımcı olur.
Çocuk, anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini
geliştirrir, yaşıtlarıyla ilişkiye girer. Anaokulu çocuğa, kendi
hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü
zedelememeyi öğrenir.
Anaokulları, çocukların sözel faaliyetlerine önem veren
ve onlara hareket imkânı hazırlayan kurumlar olmalıdırlar.
Anaokulunda renk, sayı ve kavramlar çocuğun düşüncesine uygun bir
biçimde somuta indirgenerek verilir. Parmak boya ve resim faaliyeti,
su oyunu, kum oyunu, ritmik jimnastik, bloklarla oynama önde gelen
oyun dizileri arasında sayılabilir. Çocukların en hoşlandıkları
dramatik oyun köşeleri, doktorculuk, bebekçilik, bakkalcılık
köşeleridir. Çocuk, en iyi ve örgütlü oyun ortamını anaokulunda
bulur.
Anaokulunun temel öğretim programı içinde insan
ve hayvanları tanıtma, ülkemize ve dünya ülkelerini tanıma, önemli
olay ve günlerle, trafik, görgü gibi çeşitli kuralları öğrenme
sayılabilir.
Anaokulu aynı zamanda kuralları en etkili bir biçimde
öğretebilen bir kurumdur. Çocuk yaşıtlarıyla ilişkiye girerek
birlikte yaşamayı, yemek yemeyi, uyumayı ve oynamayı öğrenir.
Böylece başkalarının özgürlüğünden haberdar olur. “Ben” ve “başkasi”
kavramalarının bilincine vararak yardımlaşma ve işbirliği duygusunu
geliştirir.
Anaokullarının çocukları ilkokula hazırlayan birer
kuruluş niteliğinde olmaları önemlerini daha da arttırmaktadır.
Toplumsal işlevleri büyük olan anaokulları çocukları barındıran
değil fakat onları eğiten ve biçimlendiren çok önemli eğitim
kurumlarıdır. Bu tür kurumların yalnızca ticari amaçla açılmaları,
çocukların gelişimlerini olumsuz açıdan etkiler.
Birlikte yaşama ve
çalışmayı öğrenirken, çocuğu ayrıntılarıyla kopya edeceği,sağlıklı
bir öğretmen modeline ihtiyacı vardır. Bu sebeple anaokulu okulu
öğretmeninin olumlu bir model oluşturmasının yanında, yeterli
düzeyde pedagojik formasyona sahip olması ve mesleğini sevmesi
gerekmektedir.
Gelişim yıllarında sağlıklı bir anne çocuk ilişkisinde
çocuk zamanla, annesini ona doyum veren, bakan ve onu koruyan bir
birey olarak görür. İhtiyaçları karşılanan bebek anneye güvenmeyi
öğrenir. Güven duygusunun yapı taşları da böylelikle atılmış olur.
Eğer anne çocuğa karşı tutarlı, kararlı ve olumlu ise, çocukta doyum
bulacağına dair bir temel duygusu oluşmaya başlar.
Gelişim yılları boyunca ana-babası tarafından bir birey
olarak kabul edildiğini, dinlendiğini, sevildiğini, görüşlerine
saygı duyulduğunu gören çocukta kendine saygı, özgüven gelişir.
Özgüven, “ bireyin kendisini yetenekli, önemli, başarili ve degerli
” biri olarak algılama derecesi olarak tanımlanabilir.
Okul öncesi eğitiminin amaçlarından biri de , çocuğun
anaokulunda kendi kişiliğine karşı olumlu bir tutum geliştirmesidir.
Çocuğu okul öncesi eğitimi sırasında yaşantıları mutlu ve anlamlı
olursa, ilkokula kendine yönelik olumlu duygularla başlaması ve
başarı olasılığı artacaktır. 3 yaşında başlayan okul öncesi eğitim,
çocuğa kendini tanımayı, yeteneklerinde haberdar olmayı ve ona
akranlarından farklı olan özelliklerini öğretir.
Bedensel, sosyal, zihinsel,
duygusal gelişimlerini sağlamada okul öncesi eğitim kurumlarının
önemli katkısı, özellikle çocuk, ilköğretime başladığında kendisini
göstermektedir. Araştırmalar, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim
gören çocukların bu eğitimi görmeyenlere kıyasla ilkokulda daha
uyumlu ve girişken, sosyal etkinliklerde daha başarılı olduklarını
ortaya koymaktadır.
Piaget’ e göre çocuğun öğrenmesinde, otonomi ( kendi
kendine yönetme ) çok önemli bir faktördür. Çocuk sorusunun yanıtını
öğretmenden almak yerine kendi başına bulup keşfettiği takdirde
öğrenme etkili olmaktadır. Etkin öğrenme, çocukların seyredip
dinlemekle yetinmeyip, bu sürece etkin olarak katıldığı anlamına
gelir. Etkin öğrenme, doğrudan deneyimler, etkin araştırma
olanakları sunar.
Böyle bir öğrenme ortamında çocuk, ne yapacağına karar
verir. Çocuğun çeşitli biçimlerde kullanabileceği bol miktarda
malzeme vardır. Okul öncesi eğitim bu malzemeyi özgürce
kullanabilir. Yapmakta olduğu faaliyeti anlatır. Yetişkinler ve
akranlar, çocuğun problem çözme ve yaratıcılık çabalarını görüp
teşvik ederler.
Çocuk merkezli sınıf
ortamlarında çocuk, faaliyet alanı olarak kitaplık köşesini, fen
köşesini, dramatik veya inşa oyunu köşesini, yazma ya da dinleme
köşesini, sanat köşesini, su veya kum havuzunu seçebilir.
Böylelikle çocuk;
• Kendi zaman ve enerjisini gerektiği gibi kullanarak, neyi nasıl
yapacağına ilkişkin tercihler yapma ve karar alma fırsatı bulur.
• Kendi seçtikleri amaçları ve görevleri özgür bir biçimde ve
sorumlulukla tanımlama ve yeteneklerini geliştirme fırsatı bulur.
• Arkadaş ve yetişkinlerle grup planlamasi yapmak ve ortak çaba
gösterme konusunda firsat bulur.
• Düşüncelerini dile getirebilme ve başkalarina iletebilme şansini
elde eder.
Bu nedenlerden dolayi, okul öncesi dönemi çocugu,
annenin çalişip çalişmadigina bakilmaksizin anaokuluna gitmelidir.
Anacak ana-baba anaokulunun seçimine özen göstermeli, bakim yerine
egitimi temel alan kurum seçilmelidir. Kurum seçiminde fiziki
koşullar kadar, izlenen egitim programi, ögretmenin niteligi ve
egitsel araç gereçle oyun malzemeleri dikkate alinmalidir.
- Anaokulunda çocuk, temelleri daha dogumdan
itibaren evde atilmaya başlanan, ancak çok kere kararli bir tutum
bulunmadigi için, istenilen düzeye ulaşamayan temel alişkanliklari (
yemek, uyku, tuvalet, temizlik ) kazanma yolunda olumlu adimlar
atabilir.
- Burada degişik yetişkinlerle karşilaşan
çocuk, ayrica yaşitlari ve kendisinden daha büyük ve daha küçük
çocuklarla bir arada oynamayi, onlarin istekleri ile kendi istekleri
çatiştiginda kimseye zarar vermeden bunun üstesinden gelebilmeyi de
ögrenebilir.
- Bir
okul öncesi kurumda belirli bir zaman dilimi içinde bir sira düzen
izleyen faaliyetler, çocugun zaman kavramini ve bunun insan
yaşamindaki yerini ve önemini ögrenmesine yardimci olur.
-
Okul öncesi kurum,
ögretmenin denetim ve uyarilari ile çocuklara okuldaki eşyalari ve
oyuncaklari ortaklaşa kullanmayi birbirlerinin sirasini ve hakkini
gözetmeyi ve birbirleri için bir şeyler yapabilmeyi ögretebilecek en
iyi ortamlarda birisidir.
- Yemek sirasinda arkadaşlarina ekmek servisi
yapmanin, onlarin bardaklarina su doldurabilmenin çocuk için zevkli
bir ugraş oldugu kadar gelecekte kuracagi insan ilişkileri için de
olumlu bir temel oluşturacagi kuşkusuzdur.
- Çocuklar evde yapamadiklari birçok
faaliyeti anaokulunda gerçekleştirirken, arkadaşlari ile konuşarak
onlarin düşüncelerinden haberdar olurlar. Kendi görüşlerini ve
düşüncelerini rahatça ifade edebilirler. Hatta oynadiklari
oyunlarda, gerek evde gerekse okulda yakinlari ve arkadaşlarina
karşi duygularini ifade etmek firsatini bularak rahatlarlar.
- Okul öncesi kurumlarin yararlarini
sayarken listeyi daha çok uzatmak mümkündür. Ancak unutulmamasi
geren bir nokta var ki çok kere gözden kaçmaktadir. Okul öncesi
kuruma vererek ailenin tüm sorumluluktan kurtulmuş oldugu fikri.
Böyle bir düşüncenin kesinlikle yanliş oldugunu söylemek gerekir.
Ana-baba olarak çocugumuza karşi sorumlulugumuz yaşamin her
döneminde devam etmektedir. Hele bebeklik ve çocukluk gibi ilk
dönemlerde bu sorumlulugumuzu hiçbir kişi ve kurum yardimi
azaltamaz.